Temiz Çevre Hakkı

Her gün yazılı, sözel veya görsel medyada mutlaka bir veya birkaç çevre haberi ile karşılaşıyoruz. Orman yangınları, akarsu, göl ve deniz kirliliği, zahirli kimyasalların yayılmasına neden olan maden işletmeleri, anız yakımı, seller, su baskınları, toprak kaymaları vb…

Çoğu insan ki, toplumun doğa ve çevre konusunda oldukça duyarlı kesimidir, bu gibi olumsuzlukları okudukça, duydukça ve gördükçe karamsarlığa düşmekte ve elinden geldiği kadar tepkili davranmaktadır. Elbette haklılar, doğayı ve çevreyi korumak insanlık görevidir, ayrıca yasal zorunluluktur. Anayasanın vatandaşa verdiği bir görevdir. Çünkü vatandaşın temiz bir çevrede yaşama hakkı vardır.

Bu bireysel tepkiler sorumlular ve yetkililer tarafından ciddiye alınmadığında toplu eylemler başlatılmaktadır. Yönetimlerin işine gelmediğinde toplu eylemler güvenlik güçlerine verilen emirlerle engellenmekte, vatandaşla vatandaşın güvenliğinden sorumlu güçler karşı karşıya getirilmektedir. Bu bir yönetim zafiyetidir. Çünkü vatandaşın Anayasada belirtilen hakkı elinden alınmaktadır. Bu toplu eylemleri önlemeye çalışanlar aynı zamanda suç işlemektedirler.

Doğa ve çevre dostu insanlar bu eylemleri yaparken bireysel bir çıkar peşinde olamazlar. Ancak bu eylemler gelecek nesillerin yaşam hakkını bilerek veya bilmeyerek elinden almaya çalışan faaliyetlere karşı sürdürülmektedir. Bu faaliyetlerin çoğunun bazı kişi ve grupların çıkarlarına hizmet ettiği de bilinmektedir.

Devlet bu noktada vardır. Doğa tahribatına, çevre kirliliğine ve insan sağlığına zarar veren hiçbir faaliyet kabul edilemez.

Yorum yapın